CAMBRİDGE ANALYTİCA SKANDALI

by

in

ÖZ

Sosyal medya platformları, kullanıcıların gönüllü olarak sergiledikleri dijital emekler aracılığıyla varlıklarını sürdürmektedirler. Kişilerin sosyalleşmek için kullandıkları bu platformlar, reklam aracı haline gelmesiyle ticarileşmekte ve kullanıcı emeği metalaşmaktadır. Facebook sosyal ağının kuruluş amacı da kişileri birleştirmek ve sosyalleştirmektir. Fakat 2016 ABD seçimlerinde Facebook, kullanıcılarının verilerini satarak mahremiyet ihlali yapmış ve Cambridge Analytica adlı şirket bu verileri seçimlerin sonucunu etkileyecek şekilde kullanmıştır. Facebook gibi masum görünen bir sosyal medya platformu aracılığıyla, kişilerin oy tercihlerini etkileyecek reklamlar, sahte haberler ve propagandalar yayınlayarak kişilerin hedeflendiklerini fark etmeksizin kendi tercihleriymiş gibi oy vermelerini sağlamak, bu platformun bir silah olarak da kullanılabileceğini göstermiştir. Cambridge Analytica adlı şirketle anlaşan Donald Trump, Hillary Clinton’a karşı seçimleri Facebook sayesinde etkilediği insanların oylarıyla kazanmıştır. Bu konuyla ilgili 2019 yapımı bir Netflix belgesel filmi olan ‘The Great Hack’, Cambridge Analytica skandalını su yüzüne çıkaran kişilerle röportajlar yapmış ve olayın nasıl aydınlandığını, bu olayın etkilerini, gelecek yansımalarını ve tehlikelerini gözler önüne sermiştir. Gözetimin ifşası olarak bu skandalın aydınlanması sosyal medyaya olan güvenilirliği de oldukça etkilemiştir. Bu bağlamda makalede; sosyal medyanın kişilerin mahremlerini gözetliyor olması, verilerinin izinsiz olarak onlardan alınmasının nasıl sonuçlara yol açacağı eleştirel ekonomi-politik bakış açısıyla ve Cambridge Analytica skandalı The Great Hack analizi ile incelenecektir.

Anahtar Kelimeler: Gözetim, İfşa, Facebook, Cambridge Analytica, The Great Hack. 

GİRİŞ

Kitle iletişim araçlarını elinde bulunduranların sermayesinin bir kısmı, izleyici ve kullanıcı olarak sosyal medya uygulamaları üzerinden dijital emek veren insanların sömürülmesi ile elde edilmektedir. Bu ‘karşılığı ödenmeyen emek’ ile içerik üreten katılımcı kültür bireylerin üzerinden, şirketler para kazanmakta fakat kullanıcılarına pay etmemektedir. Sosyal medyada gönüllülük esasıyla emek veren kullanıcılar, sömürüldüğünü anlamamakta ve kişisel bilgilerini sosyal medyada ortaya sermektedirler. Kişilerin reel dünyadan ayrı, sosyal medyada kendilerine yarattıkları kimlikler ile farklı bir sosyalleşme aracı olarak gördükleri sosyal medya platformları, onların tercihlerini etkileyebilecek verilerin bu platformlar aracılığıyla kullanılabilmesine neden olmaktadır. Kullanıcıların izlemeyi tercih ettikleri videolardan, takip ettikleri kullanıcı hesaplarından, Google aramalarından ve paylaşımlarından onların siyasi tercihleri dahi anlaşılabilmektedir. Kullanıcıların kendilerini, fark etmeden yahut farkında olarak ifşa ettikleri bu platformlarda kullanıcılar hedefli reklamcılığa maruz kalmaktadırlar. Marx’ın “daha çok işgücü, daha büyük değer yaratmaktadır” söylemi sosyal medyaya yansıtıldığında, Fuchs’a göre; kullanıcıların sosyal medyada daha fazla vakit geçirdiğinde, içeriğe sağladığı katkı artmakta ve kendisi hakkında bilgi toplanmasına izin verip, reklamlara daha çok maruz kalmayı kabullendiğinden, sosyal medya şirketine daha fazla kâr yaratmaktadır (Yozkat, 2017:175). Yaratılan bu kâr ekonomi-politik ölçüden, reklamı veren, reklamı yapan ve medya şirketi bazında bir ‘kazan-kazan’ kapsamındadır. Sosyal medyanın ekonomi-politik yönünü oluşturan bu yapı, dijital ortamda kişileri tüketime yönlendirmek için kullanılan bir dijital pazarlama aracıdır. Fakat hedefli reklamcılığın yalnızca dijital pazarlama amacıyla kullanılan ‘masum’ tarafının, mahremiyetin ihlali noktasında tehlike arz eden bir konuma gelmesi, konunun ehemmiyetini ortaya koymuştur. Bu 2016 ABD seçimlerinde Cambridge Analytica adlı şirketin Trump’ın seçimleri kazanması için kullandığı yöntemin ifşasıyla ortaya çıkmıştır. Sosyal medya platformlarındaki gözetim olgusunun bir silah olarak da kullanılabileceğini gösteren bu olay, gözetimin ifşa olmasıyla bir skandal olarak adlandırılmıştır.

Cambridge Analytica, Facebook üzerinden Kogan kişilik testi aracılığıyla bu testi yapan kullanıcıların kişisel verilerine erişimine izin vermesiyle birlikte, izin aldığı kullanıcıların izin alınmayan arkadaşlarının verilerine erişebilmiş ve bu sayede 2 milyar aktif kullanıcının verilerine erişim sağlamıştır. Satın alınan bu veriler ile 2016 ABD seçimlerinde oy tercihlerinde kararsız olan kullanıcılar tespit edilmiş ve onlara hedefli reklamcılık aracılığıyla Facebook sosyal medya platformunda yalan haber bombardımanı yapılmıştır. Başarı olunan bu kampanya ile Trump, seçimleri kazanmıştır. Bunun ifşa olmasıyla birlikte Cambridge Analytica skandalı olarak adlandırılan bu olay, birçok tehlikeyi gözler önüne sermiştir. Bunlar: 

  1. Sosyal medya platformlarının kişilerin mahremlerini ihlal edebildiği,
  2. Kişisel verilerin pekâlâ bir silah olarak kullanılabileceği,
  3. Sosyal medyanın dijital emek sömürüsü olgusunun ülkelerin yönetimini dahi etkileyebileceği,
  4. Sosyal medyada yayınlanan yalan haberlerin sonuçlarının nelere yol açabileceği,
  5. Ve en nihayetinde kişilerin kişisel verilerini mülkiyetleri gibi koruması gerektiğidir.

Sosyal medya platformlarına olan güvenilirliği sarsan bu skandal, sosyal medyanın madalyonun öteki yüzünü aydınlatmış ve farkındalık yaratmıştır. 

Makalede, sosyal medyada kişilerin sergiledikleri dijital emeğin sömürüsü bağlamında açıklamalar yapılacak ve sosyal medyanın katılımcı kültür olgusu ele alınacaktır. Hedefli reklamcılık yoluyla kişilerin karar verme mekanizmalarını etkilemesi ve bu platformların kişilerin mahremlerini gözetlemesinin yol açtığı sonuçlar tartışılacaktır. Ve yönetmenliğini Karim Amer ve Jehane Noujaim’in paylaştığı 26 Ocak 2019’da gösterime giren bir Netflix yapımı belgesel film olan ‘The Great Hack’ analizi yapılacaktır. Belgesel film, skandalın patlak vermesiyle kendisinden çalınan verilerin mahiyetini merak edip, öğrenmek üzere Cambridge Analytica ve Facebook’a dava açan David Carroll adlı bir vatandaşın, dava sürecini ve bu süreçte öğrendiklerini ele almaktadır. Süreci tüm açıklığıyla gözler önüne seren belgesel film, Cmbridge Analytica skandalını incelerken çok iyi bir rehber olmaktadır. Gözetimin ifşa olmasıyla skandal haline gelen bu veri hırsızlığı, ‘The Great Hack’ film analizi yöntemi kullanılarak ve ekonomi-politik bakış açısıyla incelenecektir.

SOSYAL MEDYADA KATILIMCI KÜLTÜR VE EMEK SÖMÜRÜSÜ

Yeni medyada eleştirel yaklaşımlardan biri Marksist geleneğin temelini oluşturduğu, ekonomi-politik yaklaşımdır. Eleştirel ekonomi-politikçiler, bireylerin tercihlerinin aslında onların kendi tercihleri olmadığını, başkaları tarafından oluşturulmuş tercihler olduğunu ileri sürerler (Güngör, 2018: 148). Bu bağlamda, Cambridge Analytica skandalına yol açan veri hırsızlığının, bireylerin başkaları tarafından oluşturulmuş terciler ile oy kullanmasına yol açması dolayısıyla konu eleştirel ekonomi-politik yaklaşım ile örtüşmektedir. Eleştirel yaklaşımlar açısından bakıldığında, sosyal medyanın ekonomi-politiği katılımcı kültür bireylerinin emek sömürüsüne dayanmaktadır. Katılımcı kültürü eleştirel yaklaşımla tanımlayan Fuchs’a karşılık, Jenkins insanların kendilerini özgürce ifade edebildiği ortam olarak tanımlamıştır. Chayko katılımcı kültür yaklaşımını şu şekilde ifade etmektedir: “Katılımcı bir kültür, içerik, ürün, zaman, emek ve paranın bir bakıma paylaşıldığı, değiştirildiği ve harcandığı bir ekonomidir” (2018: 73)Sosyal medya platformlarının sağladığı katılımcı kültür maddi olmayan emek sağlayan kullanıcılar üzerinden medya patronlarının maddi karşılık elde etmesine neden olmaktadır. Katılımcı kültürün emek sömürüsüne yol açtığına dair olan bu görüş eleştirel bir yaklaşımken, Jenkins katılımcı kültürü olumlamış ve kişileri özgürleştirdiğini savunmuştur. Medya kullanımının bireyleri ‘demokratikleştirdiğini’ savunan Jenkins, aynı zamanda medya şirketlerinin markalarını ve fikri mülkiyetlerini tüm bu kanallarla birleştirerek, yakınsayarak ve sinerji oluşturarak erişimlerini genişletmeye çalıştıklarını söylemektedir (Jenkins & Deuze, 2008: 6). Yakınlaşma (convergence) kültürü ise Jenkins’e göre, yeni ve eski medyanın çarpıştığı, taban medyası ile kurumsal medyanın kesiştiği, medya yapımcısının ve medya tüketicisinin güçlerinin beklenmedik şekillerde etkileşime geçtiği bir kültürdür (2019: 19). Bu etkileşim ile reklamlar aracılığıyla sosyal medya kullanıcıları metalaşmaktadır. 

Fuchs’a göre kullanıcılar, sosyal medyada içerik üreten, ürettikleri içerik ile kendilerini metalaştıran ve son ürüne katkı sağladıkları halde para almayan üreten tüketicilere dönüşmüştür. Sosyal medya kullanıcısı olarak hepimizin birer tüketici olduğu kadar üretici de olduğu üretüketici kavramıyla açıklanmaktadır; fakat temelini Alvin Toffler 1980’li yıllarda ‘prosumer’ kavramıyla atmıştır. Aynı zamanda Dallas Smythe’nin 1970’li yıllarda ortaya attığı ‘izleyici emeği’ kavramı da bu bağlamda yeniden ele alınmıştır‘İzleyici emeği’ temelde, ‘karşılığı ödenmeyen emek’, ‘maddi olmayan emek’ ya da ‘duygulanımsal emek’ olarak da nitelendirilebilir. Bu kavramlarda söylenmek istenen, medya patronlarının kullanıcılara, ürettikleri içerikler için pay vermiyor olmasıdır. Ücret köleliği olarak yeni bir formda, klasik ve feodal köleliğin formları olarak; Google, Facebook, YouTube, Twitter ve internet üzerinden “bedava işçiler” çalışmaktadır (Çakır, 2014:98). Kullanıcı içerik üretimine dayanmasıyla Jenkins özgür platform olarak tanımlarken Fuchs gibi eleştirel kuramcılar konunun emek sömürüsü noktasına odaklanmışlardır. 

Marx’ın emek değer kuramında değer, belirli bir metayı üretmek için gerekli olan harcanmış emek zaman miktarıyken, “karşılığı ödenmemiş emek zamanının çıktısıdır” (Fuchs, 2015:24-25). Çakır’ın deyimiyle, kullanıcılara ürün satılmadığı gibi reklamcılara meta olarak kullanıcılar satılır. Aynı zaman da Smythe de izleyicilerin reklamcı olarak bir meta gibi satıldığını belirtir (2014: 95). Medya şirketleri meta fetişizmini kendi çıkarları doğrultusunda işletip, sistemin işlerliğini istikrara kavuşturmuşlardır. ‘Gösteri çağı’ diye nitelendirilebilecek bir çağın başladığı gibi, Debord, gösterinin metanın toplumsal yaşamı tümüyle işgal etmeyi başardığı an haline gelmiş olduğu bir zamanda olduğumuzu belirtmiştir (2020:50).  Bu bağlamda Smythe’nin izleyici emtiası kavramı ile açıkladığı kullanıcıların gözetlenmesi ve buna göre hedefli reklamcılığa maruz kalıp bir meta gibi reklam verenlere satılması söz konusudur. Cambridge Analytica da sosyal medyanın bu yönünü kullanarak müşterilerine hizmet veren bir şirkettir. 

İZLEYİCİ METALAŞMASI VE HEDEFLİ REKLAMCILIK 

Smythe’e göre, tekelci kapitalizmde zaman, iş (metaların üretiminde harcanan zaman) ve boş zaman (reklamcılara satılan zaman) arasında paylaştırılmaktadır. İzleyiciler reklamcılar tarafından gelirlerine, yaşlarına, cinsiyetlerine, etnik ve sınıfsal özelliklerine bağlı olarak satın alınmaktadır (Stevenson, 2008:27). Metaların üretimini kullanıcıların ürettikleri içerikler oluşturması ile birlikte kendilerini metalaştıran kullanıcılar, aynı zamanda reklamcılara satılmaktadır. Smythe’e göre reklamcılık kendi içinde anlamlar sistemi, kimlik ve prestij yaratan toplumsal bir iletişim biçimidir. Reklamcılar hedef kitlelere moda olanı gösterirler; neyin popüler olduğunu ve başarılı olmak için ne yapmaları gerektiğini söylerler (Yaylagül, 2018:163). Reklamcıların hedef aldıkları kitlelere uygun yaptığı reklamlar, onların elde edilen verileri sayesinde ilgi alanlarını keşfetmeleri ile yapılan ‘hedefli reklamcılık’tır. Metalaşan izleyiciler hedefli reklamcılığa maruz kalıp tercihleri değiştirilebilmektedir.

Marx’a göre kapitalist ekonomilerde medya, izleyiciyi metalaştırarak, medya manipülasyonu ve propagandası yoluyla reklamlarla ve kamusal alanı dönüştürerek kendi kültürel endüstrisini yaratmaktadır (Mosco ve Fuchs, 2019: 34). Yaratılan bu dünya kullanıcıların eğlenmek yahut sosyalleşmek için kullandıkları sosyal medya platformlarında metalaşmış gibi hissetmeden sömürülmelerine yol açmaktadır. Kitle iletişim araçlarını elinde bulunduran veya doğru kullanan şirketler de kapitalist ekonomilerde gözetim olgusuyla ve mahremiyet ihlalleriyle kendi çıkarları doğrultusunda kullanıcıları sömürmektedirler. 

GÖZETİM OLGUSU, MAHREMİYET İHLALİ VE GÖZETİMİN İFŞASI 

Gözetim olgusu, sosyal medya platformlarını kullanan her kullanıcının farkında olduğu fakat açık açık bilmediği bir olgudur. Cambridge Analytica skandalı gözetimin ifşa olmasıyla çıkan bir skandal olsa da bu skandal öncesinde de gözetim vardı. Niedzviecki’nin de dediği gibi; ‘Caddelerdeki MOBESE kameraları, arkadaşlarımız, bankalar, telefon şirketleri, internet servis sağlayıcıları bizi sürekli gözetliyor. Acaba biz bu ağın üzerindeki örümcek miyiz, yoksa ağa yakalanmış sinek mi?’ (2010: 26-27). Büyük oranda bu ağa yakalanmış sinekler, gözetlendiğinin farkında olmadan mahremiyet ihlali ile verilerinin çalınmasına maruz kalan kesimi temsil etmektedir. Bunun dışında bu ağı ören örümcekler, teknolojinin gözetim olgusunu kendi çıkarlarına kullanan 2016 seçimlerindeki Trump ve ona veri sağlayan Cambridge Analytica ve Facebook gibi şirketler olarak örneklendirilebilir. Bu ağın üzerindeki örümcekler, verilerin çalınmasında payı olan, Brittany Kaiser gibi daha sonra muhbirlik yapan eski Cambridge Analytica çalışanları ile örneklendirilebilmektedir. 

Gözetim toplumunun temel karakteristiklerini içeren uygulamalar üçe ayrılır (Dolgun, 2019: 179);

  1. Küresel terör eylemlerine karşı ve ulusal çıkarlar için geliştirilen, kişisel mahremiyetleri göz ardı eden gözetim pratikleri,
  2. İdari yapılanma ile yönetim şeklinin teknoloji sayesinde giderek sanal bir anlam kazanması ve elektronik devletin genel kabul görmeye başlaması,
  3. Kapitalist sistem içinde yaşanan dönüşümlerle, ‘yeni ekonomi’ olarak adlandırılan Pazar sisteminde tüketimin ön plana geçmesi ve değişen tüketici davranışlarıdır.

Gözetim olgusu, ülkeler tarafından teknolojiyi kullanarak yapıldığında, demokrasiyi zedeleyecek raddeye ulaşabilmektedir. 2016 seçimlerinde de görüldüğü gibi gözetim bir silah olarak kullanılabilmektedir. Mahremiyet, bireyin kendi hakkındaki verilerin dolaşımını denetleme hakkıdır (Dolgun, 2015: 209). Kişiler veri dolaşımlarının denetimini elinde bulundurmadığı durumlarda da izinsiz gözetlenerek mahremiyetleri ihlal edilmiş olmaktadır. 

Foucault’un (2013:296-297) söylemiyle: “Ne kadar kafes varsa, o kadar küçük tiyatro vardır, bu tiyatrolarda her oyuncu tek başınadır, tamamen bireyselleşmiştir ve sürekli olarak görülebilir durumdadır.” Bu tiyatrolarda oyuncular piyon, yönetmeni ise oyuncuların mahremlerini gözetleyerek onları yönlendiren iktidar olmaktadır. Bu noktada şeffaf bir gözetim ile kurulan sistem işin içinde enformasyon teknolojileri olduğunda hızlı bir veri akışına sebep olmaktadır. Byung-Chul Han’ın Şeffaflık Toplumu kitabında da belirttiği gibi: ‘İletişim ve enformasyonun dijital rüzgârı her şeyin içine işler ve her şeyi şeffaf hale getirir’ (2017: 65). Kişisel verilerin korunmasının gittikçe zorlaştığı bu şeffaflık toplumunda, kullanıcılar farkında olmadan hedef haline gelip reklamlar, propagandalar ve dezenformasyon bombardımanına tutulabilmektedir. Kişisel verilerini mülkiyetleri gibi korumalarının dışında kendilerini bu gözetimden kurtarabilmelerinin başka yolu yoktur.

CAMBRİDGE ANALYTİCA SKANDALI VE THE GREAT HACK

Cambridge Analytica, ‘tüketici, takipçi, seçmen davranışlarını değiştirmek isteyen’ iş dünyası ve siyasi partilere hizmet veren ve 2013 Londra merkezli olarak Aleksander Nix tarafından kurulan bir veri analiz şirketidir (URL-1). 17 Mart 2018’de The Guardian ve The Observer, The New York Times, Channel 4 News tarafından yayımlanan dosyalarla, Brexit Referandumu ve ABD Başkanlık Seçimleri’nde de kampanyalara destek sağlayan veri analiz ve siyasal danışmanlık şirketi Cambridge Analytica’nın, 50 milyondan fazla Facebook kullanıcısının kişisel verilerini uygunsuz ve izinsiz bir biçimde elde ederek kullandığı ortaya çıkmıştır (Güden, 2019: 212). The Great Hack belgesel filminde, Cambridge Analytica’nın kurucusu Alexander Nix’in ve Facebook’un kurucularından Mark Zuckerberg’in konuyla ilgili verdiği ifadelere ve Cambridge Analytica’nın çalışanlarından gelen itiraflara yer verilmiştir. Bu bağlamda, Cambridge Analytica’nın yöneticilerinden Brittany Kaiser, Cambridge Analytica’nın kurulmasına yardım eden veri bilimci Christopher Wylie, Cambridge Analytica yatırımcılarından ve şirketi kuranlardan biri olan Steve Bannon, Cambridge Analytica’nın COO ve CFO’su olarak çalışmış olan Julian Wheatland konuyu aydınlığa kavuşturan isimler olmaktadırlar. Belgesel film, Parsons School of Design Profesörü David Carroll’un Facebook’tan kendisinden topladıkları bilgileri istemesi ile bu sürecin tamamlanması için görüştüğü kişiler ve soruşturmaya odaklanmaktadır. Aynı zamanda The Guardian ve The Observer’da yazan araştırmacı gazeteci Carole Cadwalladr’ın Cambridge Analytica soruşturma takibini bırakmaması ve konuyu aydınlatmaktaki yardımları ele alınmaktadır. Cambridge Analytica’dan kilit ifadeleri veren Brittay Kaiser olmuştur ve muhbirlik yaparak Aleksander Nix’in soruşturulmasına sebep olmuştur. 

Resim-1: The Great Hack Netflix sayfası görseli. (URL-2)

Belgesel filmde anlatıcı olarak rol alan David Carroll, sosyal medya platformlarının kişilerin birbirleriyle olan deneyimlerini paylaşabileceği ve kendini daha az yalnız hissedeceği bir alana dönüştüğünü, kısa bir süre için de arabulucumuz, teyit edicimiz, kişisel eğlence makinemiz, anılarımızın koruyucusu ve hatta terapistimiz haline geldiğini ifade etmiştir. Ayrıca dijital medya ve uygulama geliştiriciliği dersleri verdiği için çevrimiçi hareketlerimizin verilerinin ortadan kaybolmadığını söylemektedir. Derinlere indikçe varoluşumuzun dijital izlerinin trilyon dolarlık bir endüstri tarafından işletildiğini fark ettiğini ifade eden Carroll, “Artık biz ticari ürünüz” demektedir. Kimsenin hükümler ve koşullar sözleşmesini okumadığını, çünkü herkesin bu bedava bağlantı haline âşık olduğunu ifade etmektedir. Kişilerin tüm etkileşimleri, kredi kartı harcamaları, internet aramaları, gittikleri yerler, beğenilerinin hepsi gerçek zamanlı olarak toplanmakta ve kimliklerine eklenmektedir. Böylece ilgili alıcılar direkt olarak kişilerin duygusal nabzına ulaşabilmektedir. Bunu bildiklerinden ötürü, kişilerin dikkatlerini çekmek için rekabet etmektedirler. Kişiye özel inşa edilmiş ve sadece ilgili kişilerin gördüğü içerikler sağlamaktadırlar.

Belgesel filmde Alamo Projesi ile, Trump kampanyasının dijital kolunun yönetilmekte olduğu ifade edilmektedir. Ayrıca, “Alamo Projesi tepe noktasındayken Facebook reklamlarına günde 1 milyon dolar harcıyorlardı ve Cambridge Analytica adlı bir şirket de Alamo Projesi’ne dahildi. Cambridge Analytica verilerin beyni ve hangi eyaletin hedef alınacağının karar merkeziydi” ifadelerine yer verilmiştir.  

The Great Hack’te oynamayı kabul etmemiş olan Alexander Nix’in daha önceki röportajında söylediği; “Merhaba, ben Alexander Nix. Cambridge Analytica’nın CEO’suyum. Dünyanın 1 numaralı veri bazlı iletişim şirketi. Eski reklamcılardan günümüzün matematikçilerine, uzman veri bilimciler, ulaşmak istediğiniz hedef kitlelere ve onlara nasıl ulaşacağınızla ilgili pek çok bilgi sağlayabilir” ifadelerine yer verilmiştir. Daha sonra şirketin COO/CFO’su olarak çalışmış olan Julian Wheatland’ın film için verdiği ifadeler yer almaktadır: “Alexander Nix güçlü bir seçim şirketi kurmaya odaklanmıştı. Ve Obama kampanyası veri ve dijital iletişimi başarıyla kullanınca ABD’deki Cumhuriyetçi politikacılara hizmet sağlamak için bir Pazar oluşmaya başladı.”

Alexander Nix’in The Power of Big Data and Psychographics in the Electoral Process başlıklı konuşması: “Bugün size büyük veri ve psikografiklerin gücünden bahsedeceğim. Cambridge Analytica, Trump kampanyasına katıldığı zaman belli bir çekiciliğimiz vardı. 14 ay boyunca Ted Cruz kampanyasında çalışmıştık ve büyük miktarda seçmen verisi toplamıştık. Bunları Trump ekibine verdik. Yüz binlerce Amerikalının bu anketi doldurmasını sağlayarak bir model oluşturduk. Bu sayede 4 ya da 5000 kadar veri noktasıyla ABD’deki her yetişkinin kişilik özelliklerini öngörebiliyoruz. Çünkü davranışlarımıza yön veren şey kişilik özelliklerimizdir. Bu davranışlar da nasıl oy verdiğimizi belirler. Binlerce özel hazırlanmış dijital video içerikleriyle, insanları hedeflemeye başladık. Bu olaydan çıkarılacak tek bir şey varsa, o da şudur: Bu tip teknolojiler büyük fark yaratabilir ve önümüzde yıllar boyunca da yaratmaya devam edecektir. Teşekkürler.”

Londra’da Cambridge Analytica ile ilgili araştırma yapmakta olan araştırmacı gazeteci Carole Cadwalladr, Leave.US için yapılan Brexit kampanyasıyla Cambridge Analytica arasındaki bağı araştırdığını filmde ifade etmektedir. Cadwalladr, konuyla ilgili Brexit kampanyasının merkezindeki isimlerden biri olan Nigel Farage’ın ortağı Andy Wigmore ile görüşme sağlamış ve elindeki bilgileri kendisine döktüğünü ifade etmiştir. Wigmore’un Cambridge Analytica ile tanışmasının Nigel Farage sayesinde olduğunu söyleyen Wigmore, Cadwalladr’a yapay zekâ kullandıklarını, Facebook’tan veri topladıklarını ve insanların haklarındaki bilgileri hiç ses etmeden verdiklerini ifade etmektedir. 

Alter’e göre, arkadaşlarınızın hayatlarını izlemenin pasif bir yolu olarak başlayan şey, geri bildirim sayesinde, son derece interaktif bir şekle dönüşmüştür (2018:119). Beğen butonunun gelmesiyle Facebook’ta etkileşim artmıştır. Facebook’ta sadece var olmamız doğum tarihimizden başlayarak, hoşlandıklarımız ve hoşlanmadıklarımızın hepsinin, reklamcılar tarafından onların reklamlarda hedefledikleri kullanıcılara uygulanmasında yardımcı olmaktadır (Netchitailova, 2018: 4). Bu yapısı sayesinde toplanılabilen veriler Cambridge Analytica gibi şirketler tarafından da kötüye kullanılabilmektedir. Facebook bir yandan kâr amaçlı bir kurum olarak kapitalizmi yansıtırken, diğer yandan milyonlarca insanın günlük yaşamında kullandığı ve arkadaşlık, değişen mahremiyet nosyonu, kimlik ve şöhret kültürü konularında toplumun online minyatürü olarak görülebilecek bir araçtır (Netchitailova, 2018: 3). Seçimlerde sonuçları etkileyebilecek veri sağlaması toplumun online minyatürü olmasının bir sonucudur. 

Belgesel film daha sonra Cadwalladr’ın Cambridge Analytica’nın eski çalışanlarından Christopher Wylie’ye ulaşması ve onunla olan görüşmesiyle devam etmektedir. Wylie’ye göre Cambridge Analytica, sadece bir veri bilim şirketi ya da algoritma şirketi değil, aynı zamanda eksiksiz hizmet sağlayan bir propaganda makinesidir. Enformasyon teknolojilerini iktidar aracı olarak kullanmak isteyen ülkeler, iletişim ağlarını akla gelebilecek tüm imkanlarla donatmaktadırlar (Dolgun, 2019: 81). Cambridge Analytica şirketi de bu donatılmış ağları Trump’ın seçimleri kazanması için propaganda aracı olarak kullanmış ve başarılı olmuştur. 

Belgesel filmde Christopher Wylie çarpıcı bir gerçeği gözler önüne sermektedir: “Steve Bannon Breitbart’ın editörlerindendi. Breitbart doktrinine inanıyor. Yani toplumu kökünden değiştirmek istiyorsanız önce yıkmanız gerekir. Ancak toplumu yıktıktan sonra parçalarından, vizyonunuza uygun yeni bir toplum yaratabilirsiniz. Steve Bannon’un kültür savaşı çıkarmak için inşa etmek istediği silah buydu. Ve biz bunu yapabilirdik. Ama veri toplamanın bir yolunu bulmam gerekiyordu ve Cambridge üniversitesi profesörlerinden Aleksandr Kogan’a gittim. Kogan bize özel izinleri olan Facebook uygulamaları teklif etti. Bunlar sadece uygulamayı kullanan kişilerin verilerini toplamakla kalmıyor, bu kişilerin tüm arkadaş ağlarına girerek arkadaşlarının da verilerini topluyordu. Uygulamayı kullanan biriyle arkadaşsanız, sizin verilerinizi topladığımdan haberiniz bile olmuyordu. Statü güncellemelerini, beğenileri, bazen de özel mesajları topladık. Sizi seçmen olarak değil, bir kişilik olarak hedefliyorduk. Sadece birkaç yüz bin kişiyle tüm ABD seçmenlerinin psikolojik profilini çıkarabiliyorduk.” Wylie’nin sözünü ettiği Kogan’ın kullandığı “The Big Five” kişilik ölçeğidir (Aksoy ve Türkölmez, 2020: 50).

Şekil-1: ‘The Big Five’ testiyle ölçülen kişilik üzerinde etkili olan faktörler.

Kogan, Amazon’s Mechanical Turk (MTurk) iş ilanları sayfasından 270.000 kişiyi toplayarak Cambridge Analytica’nın akademik çalışmalar için kullanacağını söylediği ankete katılmalarını sağlamıştır. Ancak bu uygulama 270.000 kişinin bu uygulamaya izin vermeyen arkadaşlarının da bilgilerini toplamıştır. Bu sayede Facebook kullanıcıları arasında yaygınlaşan veri girişi 2 milyar aktif kullanıcıdan veri sızılmasına sebep olmuştur (Aksoy ve Türkölmez, 2020: 50). Şekil-1’de gösterilen kişilik testi sayesinde de kullanıcıların eğilimlerinin tespit edilmesi sağlanmıştır. 

Brittany Kaiser The Great Hack filmi için Cambridge Analytica’da işlerini nasıl yürüttüklerini açıklarken bu ölçeği nasıl kullandıklarını da açıklamıştır: “ABD’deki tüm seçmenlerin kişilik modellerini belirlemek için kullandığımız Facebook testleri var ya? Aslında her Amerikalı seçmeni eşit şekilde hedeflemedik. Kaynaklarımızın çoğunu fikrini değiştirebileceğimizi düşündüklerimize yöneltmiştik. Onlara “İkna Edilebilirler” diyorduk. Her yerdeydiler ama asıl önemli olanlar, hangi partinin kazanacağı belli olmayan eyaletlerdeki ikna edilebilirlerdi. Mesela Mishigan, Wisconsin, Pennsylvania ve Florida. Bu eyaletlerin hepsi seçim bölgelerine ayrılmıştı. Yani şu seçim bölgesinde 22 bin ikna edilebilir var derdik ve doğru seçim bölgelerinde yeterince ‘ikna edilebilir’i hedeflersek eyalette Demokratlar değil, Cumhuriyetçiler kazanabilirdi. Yaratıcı ekibimiz bu kişileri tetikleyecek, kişiye özel içerik hazırladılar. Onları bloglar, makaleler, videolar ve reklamlarla bombardımana tuttuk. Aklınıza gelebilecek her platformda. Ta ki dünyayı bizim istediğimiz şekilde görmelerini sağlayana dek. Ta ki bizim istediğimiz adaya oy verene dek. Bumerang gibi. Verileri yolluyorsun analiz ediliyor ve davranışlarını değiştirme amacı taşıyan hedefli bir mesaj olarak sana geri dönüyor.”

Facebook, 1 Şubat 2012’de halka açık bir şirket haline gelmiş ve gelirlerinin önemli bir bölümünü reklamcılıktan elde ettiğini belirtmiştir (Fuchs, 2020: 269). Son zamanlarda endişenin odağı sosyal medyaya kaymıştır ve Facebook gibi sosyal medya platformları, önceki medya teknolojilerinden önemli ölçüde farklı bir yapıya sahiptir (Allcott ve Gentzkow, 2017:211). Etkileşim olanağının yüksek olduğu bu platform çok sayıda kullanıcıyı içine çekmiştir. Fakat Facebook The Great Hack’te de sözünün edildiği gibi bu skandal sonrasında %6,35 oranında değer kaybetmiştir ve bu 120 milyar dolar demektir. 

Facebook yatırımcılarından Roger McNamee, konuyla ilgili duyduğu pişmanlığı şu sözlerle ifade etmektedir: “Facebook insanların dikkatini paraya çevirmeye yönelik çalışıyor. Propagandanın temel numaralarını alıp kumarhanelerin temel numaralarıyla birleştiriyorlar. Ve insanların güdüleriyle oynuyorlar. Bunu yapmanın en güvenilir yolları, mesela öfke ve sinir. Yani birtakım araçlar yarattılar ve bu araçlar sayesinde reklamcılar duygusal izleyicilerini bireysel olarak hedefe alabiliyorlar. Kendi gerçekliğini yaşayan 2,1 milyar insan. Herkesin kendine ait bir gerçekliği varsa, manipülasyona açık oluyorlar. Bir de şöyle bir şey var. Kendi bebeğim gibi gördüğüm bir şeyi bu şekilde eleştirmenin beni mahvettiğini biliyorlar. “Ben bunu hiç düşünmeyeceğim” demek çok daha kolay. Ama hayat insanı test ediyor işte. Ya bu konuda sesimi çıkarıp bir şey yapacaktım ya da sesimi çıkarmayacak bir şey yapmayacaktım. Bu işte benim parmak izlerim de var. Kendimi çok suçlu hissettim. Ve benim tek istediğim gece rahat uyumak.”

Belgesel filmde 28 Mart 2018’de İngiliz Parlamentosu’nda yapılan, DCMS soruşturmasıyla ilgili bilgilerle devam edilmiştir. Bu dezenformasyon ve sahte haber soruşturmasıdır ve Christopher Wylie soruşturmada ifade vermek için orada bulunmaktadır. Wylie, Cambridge Analytica’nın yaptığı veri sızıntısı sayesinde seçimlerde elde edilen başarıyı, olimpiyatlarda doping alarak kazanan yarışmacıya benzetmektedir. Bu durumda soruşturmanın gidişatının yarışmacının dopingi hangi miktarda aldığının etkilemeyeceğini, yalnızca almış olmasının yarışmacının madalyasını kaybetmesine sebep olacağını söyleyerek, hilenin demokratik süreçte yapılmasının suç teşkil etmede yeterli bir argüman olduğunu belirtmektedir. 

2016 seçimleri sırasında sahte haberlerle seçmenlerin oy tercihlerinin değiştirilmesine sebep olan Cambridge Analytica’nın ifşa olmasından sonra sosyal medyadan haber alma güvenilirliğiyle ilgili azalmalar söz konusu olmuştur. Allcott ve Gentzkow’a (2017:212) göre, 2016 seçimlerinden sonra, sosyal medyada dolaşan sahte haberlerin, “sahte haberler” olarak adlandırıldığı şekliyle, etkisi özel bir endişe yaratmaya başlamıştır. Çünkü ABD’de seçimleri etkileyen sahte haberler ve sonuçları göstermiştir ki;

  1. ABD’li yetişkinlerin %62’si sosyal medyadan haber almaktadırlar (Gottfried and Shearer 2016). 
  2. En popüler sahte haber hikayeleri, Facebook’ta en popüler ana akım haber hikayelerinden daha yaygın olarak paylaşılmıştır (Silverman 2016).
  3. Sahte haber hikayeleri gören birçok kişi, onlara inandığını bildirmişlerdir (Silverman ve Singer-Vine 216).
  4. En çok tartışılan sahte haberler, Hillary Clinton yerine Donald Trump’ı tercih etme eğiliminde olmuştur (Silverman 2016).

Belgesel filmin devamında muhbirliği kabul eden ve Tayland’ın Phuket şehrinde saklanan Brittany Kaiser’in açıklamaları yer almaktadır: “Elimde Trump’ın kampanyasının ve Brexit kampanyalarının yasa dışı bir şekilde yürütülmüş olabileceğine dair kanıtlar var. Kendi güvenliğim için buranın jeolokasyonunu vermemeliyiz. Ben burada iki hükümeti ve dünyanın en güçlü şirketlerini devirmeye çalışmış biri olarak duruyorum. Darmadağın ama yakında eksiksiz anlaşılacak bir hamleyle. Dünyanın en zengin şirketleri teknoloji şirketleri. Google, Facebook, Amazon, Tesla. Bu şirketlerin dünyanın en güçlü şirketleri olmasının sebebi geçen yıl veri değerinin petrol değerini aşmış olması. Dünyanın en değerli serveti veri. Bu şirketler çok değerli çünkü insanların servetlerini sömürüyorlar.”

Brittany Kaiser, bilgisayarındaki verileri belgesel film için döktüğünde, arasından Cambridge Analytica’nın satış sunumunun çıktığı görülmektedir. Sunumda Cambridge Analytica kendisini şöyle tanıtmaktadır: “Şirket olarak yapmak istediklerimiz: Biz bir davranış değiştirme ajansıyız. İletişimin kutsal kasesi, insanların davranışlarını değiştirebilmektir. Trinidad, bu sorunlara bakış açımızı gösteren harika, ilginç bir vaka. İki ana siyasi parti var. Biri siyahlar için, diğeri Hintler için. Birbirlerini düdüklüyorlar. Biz Hintler için çalışıyorduk. Müşteriye gidip dedik ki “Gençleri hedeflemek istiyoruz. Apolitikliği artırmaya çalışacağız.” Kampanya apolitik olmalıydı. Çünkü çocuklar politikayla ilgilenmiyordu. Tepkisel olmalıydı çünkü hepsi tembeldi. Sonuçta şöyle bir kampanya hazırladık: Çetelere katılın. Havalı şeyler yapın. Bir hareketin parçası olun. Adını “Böyle Yap!” kampanyası koyduk. Anlamı, “Ben oy vermeyeceğim” di. “Böyle yap! Oy verme” Trinidad ve Tobago’da herkesçe bilinen bir direniş selamı. Böyle yap! Böyle yap! Bir direniş işareti ama hükümete karşı değil, siyasete ve oy vermeye karşı. Kendi youtube videolarını yapıyorlar. Başbakanın konutuna grafiti yaptılar. Ortalık kan gölüne döndü. Biliyorduk ki iş oy vermeye geldiği zaman Afrika kökenli Karayipli gençler oy vermeyecekti çünkü “böyle yapıyorlardı!” Ama Hint kökenli çocuklar anne babalarının sözünü dinleyip oy vereceklerdi. Böyle yapıp eğleniyorlardı ama anne babalarının sözlerinden çıkmayacaklardı. 18-35 aralığında oy verenlerin arasındaki fark %40’ı buluyordu! Böylece seçim sonucunda %6kayma oldu. Ucu ucuna bitecek seçimde tek ihtiyacımız buydu. Artık her yıl 10 ayrı ulusal başbakanlık ve başkanlık kampanyası yürütüyoruz. Malezya’da çalışıyoruz. Litvanya, Romanya, Kenya, Nijerya ve Gana’da çalıştık.”

Dijital, Kültür, Medya ve Spor Komitesi oturumunda Brittany Kaiser kanıtlar sunmuştur. Kendisine Facebook ile Cambridge Analytica arasındaki iletişim sorulduğunda Kaiser, “Facebook tüm müşterilerine verilere erişimi kapayacağını duyurmuştu, biz de silmeyi kabul ettik. Ama Mart 2016’da, yani baş veri sorumlumuzun bu verilerin silindiğini söylemesinden 6-8 hafta sonra yüksek kıdemli veri uzmanlarımızın birinden bir e-posta geldi. Modellememizde Fecebook beğeni verilerini kullandığımızı belirtiyordu. Yani bu bana bayağı garip geliyor. Tüm Facebook verileri silinmişse, nasıl mart ayında bu verileri kullanarak modelleme yapıyorduk?” şeklinde yanıt vermiştir. 

Alexander Nix’in gizli kamerayla çekim sırasında kullandığı cümlelerin çarpıcılığını gözler önüne sererek devam eden belgesel filmde Nix’in şu cümleleri kullandığını görüyoruz: “Tüm araştırmaları yaptık, tüm verileri topladık, analizleri yaptık, hedefleri belirledik, tüm dijital kampanyayı yürüttük, TV kampanyası yaptık ve tüm stratejisi elimizdeki veriler belirledi. Markamız “Hilekâr Hillary’yi Bozguna Uğrat” idi. Grafikte de kelepçe görüntüsü kullanmıştık. Ve internete koyduk. Enformasyonu internetin akışına bırakıyor, sonra da büyümesini izliyorduk. Tüm bunlar internet topluluklarına giriyor ve büyüyor ama markalaşma olmadan. Bu sayede izi sürülemez oluyor.” Yarattıkları sahte haberle hedefli reklamcılık yaparak kişilerin oy tercihlerini nasıl değiştirdiklerinin itirafı olan bu cümleler, sosyal medyanın nasıl bir silah olarak kullanılabileceğini göstermektedir. Gizli kamera görüntülerinde, Nix’in potansiyel rüşvetçilik ve tuzak kurmaktan da bahsettiği görülüyor: “Adayların evlerine kız gönderiyoruz. Geçmişimizde birçok şey var.” 

87 milyondan çok Facebook kullanıcısının verilerini toplamakla suçlanan şirket kepenk kapadığını açıkladı. Şirket, ABD ve İngiltere’de iflas başvurusunda bulunacağını söyledi. Wheatland, “Cambridge Analytica skandalı artık Facebook skandalı mı? Bu tek bir şirketle ilgili değil. Bu teknolojinin önü kesilmedi ve bu şekilde de devam edecek. Cambridge Analytica artık yok. Bazı açılardan bana öyle geliyor ki bu teknoloji çok hızlı hareket ettiği için ve birçok kişi bunu anlayamadığı için ve birçok endişe bulunduğu için Cambridge Analytica gibi bir olayın patlaması kaçınılmazdı. Beni üzen şey bunun Cambridge Analytica olması.” şeklinde açıklama yapmıştır. 

Carole Cadwalladr ise, “Cambridge Analytica artık yok. Ama Cambridge Analytica hikayesinin çok daha büyük ve endişe verici bir hikâyeye işaret ettiğini görmeliyiz. Kişisel verilerimiz açıkta duruyor ve bize karşı kullanılıyor. Hem de aklımızın almadığı şekillerde. David verilerini geri alabilirse bazı cevaplar almaya başlayabiliriz.” demektedir. 

Belçika’nın Brüksel şehrinde toplanan parlamento David Carroll’un davasına bakmıştır. Parlamentodan çıkan David şu sözleri söylemiştir: “Avukatımdan haber bekliyorum ama hiç ses çıkmadı. Yani düzenlemelere göre davranmadılar. Hukuka saygı göstermiyorlar. Bu artık cezai bir mevzu olduğu için benzeri görülmemiş bir araziye adım attık. Bu işin peşini bırakmayacağım çünkü yaptıkları şey bütün bir nüfusu etkileyebilir. Çünkü ABD’de seçimin sonucuna göre üç eyaletten toplam 70 bin seçmen karar verdi.” 

Bu olay üstüne Carole Cadwalladr: “Bu demokrasinin bütünlüğüyle ve ulusal egemenlikle ilgili bir konu o yüzden herkesi ilgilendiriyor. Bence daha fazla bilgiye ihtiyacımız var çünkü insanları nasıl hedeflediklerini ve bunun hangi veri noktalarına dayandığını bilmiyoruz. Bildiğimiz şey şu. Facebook, İngiltere Parlamentosu’nun bu konudaki soruşturmasını engellemeye yönelik şeyler yapmıştır.” şeklinde açıklamada bulunmuştur. 

David Carroll’un işin peşini bırakmayacağını söylemesiyle fakat sonuçlanmamış bir dava olmasıyla belgesel film sonlanmaktadır. Cambridge Analytica skandalının nasıl sonuçlar doğurabileceği ve tehlikelerine yer vermesi açısından The Great Hack çarpıcı ve aydınlatıcı bir belgesel filmdir. 

SONUÇ

Sosyal medyanın ekolojisi, kullanıcı içerik ve etkileşimlerine dayanmaktadır. Bu nedenle dijital emek sömürüsünün medya şirketlerince ve reklam verenler tarafından yoğun yapıldığı görülmektedir. Kullanıcılar gösterdikleri emeği eğlence ve sosyalleşme olarak görmelerinden dolayı, emek veriyormuş gibi gelmeden sergilemeleriyle, sömürüldüklerini de fark edememektedirler. Sergilenen dijital emek ‘duygulanımsal emek’, ‘maddi olmayan emek’ ve ‘karşılığı ödenmeyen emek’ olarak tanımlanmaktadır. Kitle iletişim araçlarını elinde bulunduran kesim, sosyal medya platformlarında kişilerin arkadaşlarıyla sosyalleşmesinden maddi bir karşılık elde etmekte fakat kullanıcılara gelirini pay etmemektedir. Sosyal medya platformlarındaki bu etkileşim katılımcı bir kültürdür ve bu kültürü eleştiren (Fuchs) ya da olumlayan (Jenkins) kuramcılar vardır. Dijital emek sömürüsü olarak gören kuramcıların bakış açısıyla ele alınan bu çalışma sosyal medyanın eleştirel bir ekonomi-politik bakış açısına sahiptir. Eleştirel yaklaşımla ele alınmasındaki bir başka neden ise, Cambridge Analytica adlı veri şirketinin bir sosyal medya platformu olan Facebook aracılığıyla 2016 ABD seçimlerinin sonuçlarını etkileyecek bir veri hırsızlığı yapmış olmasıdır. 

Sosyal medyanın ekonomi-politik olgusunda baş rol üzerinden yapılan reklamcılığın ve haberciliğin söz konusu olmasıdır. Maddi karşılık medya şirketleri ve reklam verenler tarafından elde edilirken kullanıcılar hedefli reklamcılığa maruz kalmaktadır. Kişilerin arama motorlarında arattıkları, konuştukları, takip ettikleri hesaplar, vb. gözetlenmekte ve onun ilgilisini çekecek içeriklerle bombardımana tutulmaktadırlar. Cambridge Analytica skandalına kadar dijital pazarlama aracı olarak tüketime teşfik maksatlı kullanılan bu gözetim, skandal ile birlikte bu gözetimin silah olarak da kullanılabileceğini ortaya koymaktadır. Bu bağlamda Cambridge Analytica skandalının yapılan gözetimin ifşası ile birlikte skandal olarak adlandırılmıştır. 

Cambridge Analytica bir veri şirketi olarak 2016 seçimlerini Trump’ın kazanması için Kogan adlı bir profesöre danışarak, The Big Five kişilik ölçeği denilen bir Facebook testiyle, kullanıcıların oy kullanma eğilimlerine dair bir saptama yaparak işe başlamıştır. Kişilik testini yapmayı kabul eden sınırlı sayıda kullanıcının kişisel verilerine erişimine izin vermeleriyle birlikte, izin alınmayan arkadaşların verilerine de erişebilmiş ve çoğalan oranda kullanıcı verilerini ellerinde bulundurmuşlardır. Bu verilerle önce oylarını değiştirebilecekleri ‘kararsız’ seçmen tespiti yapılmış ve ardından bu kullanıcıları sahte haber ve reklam bombardımanına tutarak oylarını Trupm’a yönlendirmelerini sağlamışlardır. Başarılı olunan bu çalışma ile Trump seçimleri kazanmıştır. Seçimden iki sene sonra su yüzüne çıkan bu olay skandal olarak adlandırılmış ve Cambridge Analytica şirketi ve Facebook davalık olmuştur. 2019 yılında yayınlanan Netflix orijinal içeriği olan bir belgesel film olan ‘The Great Hack’ Cambridge Analytica skandalının aydınlatılmasında rol alan kişiler ile röportajlar yapılarak oluşturulmuştur. Verilerin petrolden dahi daha pahalı olduğunu ve verilerimizi mülkiyetlerimiz gibi korumamız gerektiğini bize göstermiştir. 

KAYNAKÇA

Aksoy, A., Türkölmez, O. (2020). Dijital Çağda Demokrasiyi Çağırmak: Cambridge Analytica Skandalı. Journal of Political Administrative and Local Studies (JPAL). May 20, Cilt:3, Sayı:1, s.41-59.

Allcott, H. ve Gentzkow, M. (2017). Social media and fake news in the 2016 election. Journal of Ekonomic Perspectives, 31(2): 211-236.

Alter, A. (2017).  Karşı Konulmaz. (Çev: İrengün, D.). Ankara: Paloma Yayınevi.

Chayko, M. (2018). Süper Bağ(lantı)lı- (İnternet, Dijital Medya&Tekno-Sosyal Hayat), (Çev: Bayındır, B.& Yengin, D.& Bayrak, T.). İstanbul: Der Yayınları. 

Çakır, M. (2014). Yeni Medyaya İlişkin Eleştirel Yaklaşımları ve Tespitleri ile Christian Fuchs. Çakır, M. (Ed.).   Yeni Medyaya Eleştirel Yaklaşımlar içinde. (s.81-130). İstanbul: Doğu Kitabevi.

Debord, G. (2020). Gösteri Toplumu ve Yorumlar. (Çev: Ekmekçi, A. & Taşkent, O.).  İstanbul: Ayrıntı Yayınları.

Dolgun, U. (2015). Şeffaf Hapishane yahut Gözetim Toplumu. Küreselleşen Dünyada Gözetim, Toplumsal Denetim ve İktidar ilişkileri. İstanbul: Ötüken. 

Dolgun, U. (2019). Biri Bizi Gözetliyor. İstanbul: Kutu Yayınları. 

Foucault, M. (2013). Hapishanenin Doğuşu. (Çev: Kılıçbay, M., A.). Ankara: İmge Kitabevi.

Fuchs, C. (2015). Dijital Emek ve Karl Marx. (Çev: Kalaycı, T. E. & Oğuz, S). Ankara: NotaBene Yayınları.

Fuchs, C. (2020). Sosyal Medya. Eleştirel Bir Giriş. (Çev: Saraçoğlu, D., Kalaycı, İ.). İstanbul: NotaBene Yayınları.

Gottfried, J. & Shearer E. (2016). News Use across Social Medai Platforms 2016. Pew Research Center, May 26. http://www.journalism.org/2016/05/26/news-use-across-social-media-platforms-2016. Erişim Tarihi: 06.06.2021. 

Güden, O. (2019). Küresel Kuruluşların Kriz Yönetimi ve İletişim Süreçlerine Yönelik Bir Facebook & Cambridge Analytica Veri Skandalının Retoriksel Arena Kuramı Bağlamında İncelenmesi. Galatasaray Üniversitesi Stratejik İletişim Yönetimi (GSÜStrat) Konferansları 1:21. Yüzyılın Krizleri: Yönetim, İletişim ve Etik. 

Güngör, N. (2018). İletişim/ Kuramlar ve Yaklaşımlar. Ankara: Siyasal Kitabevi. 

Han, Byung Chul (2017). Şeffaflık Toplumu. (Çev: Barışcan, H.). İstanbul: Metis Yayınları. 

Jenkins, H. (2019). “Cesur Yeni Medya” Teknolojiler ve Hayran Kültürü. (Çev: Yeğengil, N.). İstanbul: İletişim Yayınları.

Jenkins, H. & Deuze, M. (2008). Editorial: Convergence Culture. Convergence: The İnternational Journal of Research into New Media Technologies. London, Los Angeles, New Delhi and Singapore Vol 14(1): 5-12. 

Mosco, V., Fuchs, C. (2019). Marx Geri Döndü. Günümüzde Eleştirel İletişim Çalışmalarında Marksist Kuram ve Araştırmanın Önemi. Mosco, V., Fuchs, C. (Der.). Medya, Meta ve Sermaye Birikimi. Marx Geri Döndü içinde. (s.21-44). (Tr. Der: Başaran, F.). İstanbul: NotaBene Yayınları. 

Netchitailova, E. (2018). Flâneur, Aylak ve Empatik İşçi. Aydoğan, F. (Ed.). Yeni Medya Kuramları içinde. (s.1-22). İstanbul: Der Yayınları.

Niedzviecki, H. (2010). Dikizleme Günlüğü. (Çev: Gündüç, G.). İstanbul: Ayrıntı Yayınları. 

Silverman, C. (2016). This Analysis Shows how Fake Election News Stories Outperformed Real News on Facebook.BuzzFeed News, November 16. 

Silverman, C., Jeremy, S. & V. (2016). Most Americans Who See Fake News Belive İt, New Survey Says. BuzzFeed News, December 6. 

Stevenson, N. (2008). Medya kültürleri- Sosyal Teori ve Kitle İletişimi. Ankara: Ütopya Yayınları.

Yaylagül, L. (2018). Kitle İletişim Kuramları. Ankara: Dipnot Yayınevi.

Yozkat, S. A. (2017). Sosyal Medyanın Ekonomi Politiği Bağlamında İnstagram’ın İncelenmesi, E-Journal of New Media/ Yeni Medya Elektronik Dergi – eJNM. Volume 1, İssue 2

Şekil-1: The Big Five Kişilik Ölçeği https://www.theguardian.com/lifeandstyle/2009/mar/07/personality-test Erişim Tarihi: 01.05.2021.

URL-1: Cambridge Analytica hakkında bilgi. https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-43469094 Erişim Tarihi: 06.05.2021. 

URL-2: The Great Hack Netflix sayfası görseli. https://www.netflix.com/search?q=the%20grea&jbv=80117542 Erişim Tarihi: 23.06.2021. 


Yorumlar

Yorum bırakın